bu sabah her zamankinden biraz daha isteksizce uyandim (how i hate the morning): 5 gunluk denizli seferim sona ermis ve donus zamani gelmisti. yanimda uyuyan kardesimin yuzune baktim, uyku hali dudaklarinin ve gozlerinin kenarlarina kivrilmis kalmisti oylece. yavasca kalktim, kararsiz adimlarla, gunaydin demek istemiyorum, "gunaydin". kahvaltimizi yaptik, yola cikmaya hazirdim artik, vedalasma. nasil uykum var, ama bir saat sonra istanbuldayim, yagmuru getirmisim yine, sicagi sevmeyen insan gri gokyuzunun ne kadar ic karartici oldugunu unutmusa benziyor diye dusunurken gokyuzunun griligine ragmen mavi bir arabanin icinden gulumseyen uykulu bir surat. bu surati cok ozlemisim. sarilmak, saril, sarilalim. bu kadar guzel baska ne var bilmiyorum.
i feel alright, i feel strong, i feel rigid. keske her ihtiyacim oldugunda, hic birakmayacakmis gibi, sikica, sarilabilsem. bu kadar uzak olmasa, araya bu kadar bu kadar zaman girmese, dusunecek baska zorunluluklar olmasa.
sleep on tight, til the sunlight, til the sunlight burns you happy.*arkada thievery corporation-until the morning comes calmaktaydi*